Trance; 1990lu yılların başlarında Avrupa’da gelecek vaat eden bir müzik türü olarak çıktı. Günümüzde de bu özelliğini devam ettiren, ümit verici müzik türlerinden biridir. Trance müziği çok geniş bir kapsama sahiptir; dinlendiği ve etkilediği alan düşünülürse, sınırlanın çok ötesine geçmiştir. Günümüzdeki popüler gruplar, sanatçılar, müziğin içinde bulunan kişiler arasındaki ortak görüş trance soundunun tüm albümlerin içine dahil edilmesinin çok doğru olduğudur. Trance başlangıçta ticari olmayan bir müzik türüyken; daha sonraları, her geçen gün daha fazla kişiye ulaşmaya başlayarak popüler bir müzik türü haline gelmiştir. Artık, MTV ve Viva gibi popüler müzik çalan kanallarda ve basında çokça yer almaktadır.
Trance müziği; yetenekli trance Djleri, prodüktörleri ve büyük yapım şirketleri sayesinde popüler olmaya başlamıştır. Bu popülerlik sayesinde pop ve rock müziği yıldızları; Trance müziğinin bestecileri ve prodüktörleri ile iş birliği yapmaya başlamışlar ve bu soundu albümlerine katmaya başlamışlardır. Bu duruma en iyi örnek Madonna’nın “olgunlaşma çağından” olan albüm“Ray of Light”tır. Bu albümün nerdeyse yarısında yüksek bir kaliteye sahip semi-trance soundunu hissedebilirsiniz.
Belki de dans müziğinin en belirsiz tarzına sahip olan trance, melodik olarak tanımlansa bile sahip olduğu özgün müzik tarzıyla kısmen house müziğinden türemiştir diyebiliriz. Trance müziği için belirli kalıplar çizilmemiştir, bu tarzın şarkıları rengarenk ritim niteliklerine sahiptir. Bu tanımladığımızı aslında bir başlangıç noktası olarak kabul ederek bir trance albümünü; içinde bulunan bas çizgisinin varlığı ile davul ve bateri desenleri taşıyan, çoğu zamanda içinde trampet vuruşları ile önemli anları vurgulayan, çok nicelikli işitsel öğelerle müziğin dokusunu en iyi şekilde oluşturan ritim güzelliğine sahip bir tarz olarak kabul edebiliriz. Buna rağmen, tüm trance müziği için aynı şeyi söyleyemeyiz. Tümü bu profilin içine sığmaz, çünkü şarkıların sınıflandırılmaları daha çok çalan kişinin çıkardığı sound ile ilgilidir. Trance türünü/ tarzını en iyi şekilde açıklamak istersek; dans müziği içindeki ayrı noktaları birleştiren, ya çok enerjik ya da chill out olan diyebiliriz.
Trance müziği genelde majör ve minör akortlarının oluşturduğu “epik” soundunda olup, bu açıdan klasik müzik aletleri ile çıkan soundlara benzerlik göstermektedir. Çoğu trance soundu 4/4 vuruşlu tempoda olup; canlandırıcı özelliğe sahiptir; hızlanarak canlandırarak ve çoğu zamanda enerjik bir sentez oluşturarak, vuruşlarla yükselerek ve genelde yavaş yavaş gelen uzun solo bölümleri ile bir gerilim ve dans pisti içinde bir beklenti yaratır.
Vuruşsuz bass çizgileri ile genelde majör ve minör akortlarını kullanarak, trance müziği genel epik formu ile ticari trance formu ve yan tarzları olan, Euro (Epic) Trance, Goa (Psychedelic, Psy) trance, Hard Trance, ve Progressive Trance olarak vardır.
House ve techno’u “güç sağlama” ya da trance’in “yakıtı” olarak değerlendirirsek, trance’i en iyi şekilde anlatmaya çalışmış oluruz. Evet, bazı yönlerden Trance, House ve Techno’dan türeyen bir türdür. Ama bu türemeyi sadece uygun güç sağlanması olarak nitelendirmeliyiz. Daha da önemlisi Trance’in ana çıkış noktası Batı ve Antik Batı kültürünün dinsel ve tinsel köklerinden türemiş olmasıdır. Aslında şaşırtıcıdır ki, bizi çevreleyen dünyada trance müziği uzun yıllardır varolmuştur. Daha da açmak gerekirse bir müzik prodüktörünün başlangıç noktası aşağıda yazılı olan her maddenin oluşturduğu en basit trance albümünde mevcuttur (solid, house-powered beat ve energetic, techno-powered progressive sound).
İnişler ve çıkışlar
16. ve 32. notaların kısa örnekleri
İlahiler
Yüksek majör ve minör akortları
Bu saydıklarım trance için en gerekli olan öğelerdir. Hepsi o kadar önemlidir ki albümdeki soundu tamamen değiştirebilirler. Herhangi birinin eklenmesi ile soundu Trance’a çevirebilir.
Tartışmaya açık olarak diyebiliriz ki, trance müziğinde dini kökleri olan ruhsal öğelerden oluşan Şamanizim ve Budizm izlerini görmek mümkün. Bu önemli bilgiyi göz önünde bulundurarak; trance’in yaşının yüzyıllar öncesine dayandığını tahmin edebiliriz. Günümüzdeki trance soundu 1990’lı yılların ilk başlarında Almanya’da doğmuş olsa da ‘Trance Markasına’ öncülük eden Dragon Fly gibi soundlar 1990lı yılların sonunda ortaya çıkmıştır. Bu sound özelliğine sahip Goa Trance ve Psy-Trance tartışılır bir şekilde daha da eskidir. Hindistan ve İsrail’de Clublara gidenler tarafından ortaya çıkan ilk Trance albümleri ise kendilerinin oluşturduğu yeni bir stil ve dans pistleri için yeni bir sound olmuştur. Yine tartışmaya açık olarak; Techno, Trance’ın ve House’un birleşimi, ilk zamanlar için tempolu ve ritmik özelliklerinden oluşan ama bunun yanında da daha yüksek soundlu melodileri ile popüler house stilinden esinlenmiş bir şekilde clublarda çalınmıştır.
Lakin, Trance’ın melodileri Avrupa/Club House kültüründen farklılıklar göstermektedir. İkisi de duygulu- heyecanlı ve canlandırıcı özelliklere sahip olsa bile, House müziğinin yaptığı gibi ‘çevreyi zıplatma’ özelliğine sahip değildir. Bu Erken-Trance olarak nitelendirilen Trance’ın ilk zamanları yukarıda da dediğim gibi ‘İlahi Müzik’ özelliklere sahip olduğu söylenebilir ve türüne özgü olarak şarkının çözülme bölümleri ile melodiye bir kaç saniye odaklanmadan önce yenilenen yoğun sound ile tempoyu getirir. Böylelikle Trance Müziği Avrupa’da popüler olmaya ve çok hızlı bir şekilde yayılmaya başlamıştır ki, kaçınılmaz bir şekilde Trance Stili gelişmeye ve her geçen gün daha fazla Dj ortak bir şekilde Trance Müziğini kullanarak daha büyük bir kesime hitap etmeye başlayarak, daha ticari bir müzik türü olmaya başlamıştır. Geleneksel Trance Stilinden çıkmış artık daha fazla türevleri olan bir müzik türüne dönüşmüştür.
1990’lı yılların ortalarına doğru trance müziği artık ticari olarak bakıldığında da dans müziğinin vazgeçilmez türlerinden biri olmuştu. Artık gayet popüler olan daha keskin hatları ile House’un yerine uygun bir şekilde doldurmaya başlamış, davul-bass kombinesinden daha sakinleştirici ve dinlendirici olmuş ve Techno’ya kıyasla daha ulaşılabilir biz müzik türü olmuştur. Günümüze kadar, Trance Progressive House ile eşanlamlı iki kelime gibi kabul görmüş, aslında aynı müzik içinde sınıflandırılmışlardır.
‘Progressive’ ticari başlığı ile Brian Transeau (BT), Paul Van Dyk, Ferry Corsten (Art of Trance) gibi sanatçılar ve Underworld; ilk prodüktörler ve remix ile uğraşan sanatçılar epik duyguları ve duygusallık içeren bir stili öne çıkarmışlardır. Bu arada Paul Oakenfold, Sasha, ve John Digweed gibi djler de daha önceden kaydedilmiş olan mixlerin satışlarları ile, bu soundu dinletmeye başlamışladır.
1990’lı yılların sonlarına doğru Trance muazzam bir şekilde ticari bir müzik türü olarak devam etmiş; çok fazla sayıda çeşitli türlere de ayrılmaya başlamıştır. Belki bir sonuç olarak, benzer şeylerde Djlerde de olmuştur. Örnek olarak; Sasha ve Digweed; Progressive Sound’u ön cephelere beraber taşıyan bu ikili, yükselen “Deep Trance” stilini daha yükselen “karanlık mix” yapmak yerine, bu sound ile ilgili her şeyi 2000 yılında bırakmışlardır.
1996 yılında ‘yeni Trance olgusu’ İngiltere’nin kalbinden gelerek İngiliz Clublarında ve daha sonra da “Clubberların Adası” olarak bilinen Ibiza’da yeni ufuklara bir ‘fenomen’ olarak devam eder. Epik kurulumlu albümler, muazzam bir çözülme gösteren ve canlandırıcı etki ile, en son noktaya ulaşan ATB ve Delirium Soundları, Robert Miles, Sash ve BT gibi çok tanınan prodüktörlerle beraber; bu soundlar müzikte yeni bir enerji ve heyecan arayan dinleyicilerin kalbini kazanmıştır.
Dünyanın her yerinde ağır adımlarla ilerleyen trance’in etkisini incelemek çok ilginçtir. İsrailliler ve İsveçliler yeni soundlar üretmeye devam ederken Amerika ve Doğu Avrupa marketlerinde Trance Soundundan; çılgın Avrupa marketinde absorbe olmuştur. Bu arada İngiltere ve Kanada; Hard Trance sınırlarını zorlayarak, Hard House gibi bir anda ortaya çıkan yeni tarzlar oluştururlar, bu ortaya çıkan Trance ve House müziğinin bir birleşimidir. Tarz içinde gösterdiği çeşitlilik insanı gayet tatmin ederek, kaçınılmaz bir şekilde kendi başarısının kurbanı olmuştur. Trance yapan Djler, mesela Paul Van Dyk; halen aynı tarzı icra eden bir Trance Dji olsa da, eskiye göre kıyaslandığında, türü oluşturup daha sonra bir kağıt parçası gibi bir kenara atmışlardır. Fakat bunun yanında, 1990lı yılların ortalarındaki ‘Gerçek Trance’ hayranları, tarzı tekrar eski yerine getirmek için çabalayıp, sonunda hak ettiği yere getirirler.
Ticari Trance Müziğinin bulunduğu rota ‘dans’ olarak geri dönmek veya Progressive veya ‘epik dans’ müziği olmuştur artık. Hangi rotayı takip ederse etsin, Trance; dans müziğinde bir Rönesans Dönemi olarak hatırlanacaktır. Şu anda da hala geçerliliği olan Trance Müziği, içinde geniş bir yelpaze şeklinde bulundurduğu tarzlar ile genişlemeye devam ederek en parlak Djleri bünyesinde barındırmaktadır.
Tam ortada Trance’ın merkezinde bulunan Euro Trance, Trance’in en doğal formunda, anlaşılması en kolay türüdür. Euro Trance genelde, hep canlandırıcı özelliği, çoğunlukla 140-145 Bpm de olan ve içindeki büyük ayrımlı Bass özelliği ile genelde epey ağır ve bir bayan vokalli sounda sahip olan bir türdür. İçinde büyük ayrımlar/kıvrımlar/inişler göstererek; Trance Müziğinin bu stili vokalleri ile birlikte ‘Ticari Trance’ türünü oluşturuyor diyebiliriz. Bu tarz Trance; “iyi hisset - feel good” kategorisine girer ve başlangıç noktası bu görüştür. Keskin çizgileri ile Euro Trance, bazı şartlarda Hard Trance olarak da adlandırılabilir.
Goa Trance; elektronik müziğin bir formu olup, Hindistan’ın bir bölgesi olan Goa’da ortaya çıkmıştır. Müzik; popülaritesini kökleri Goa bölgesindeki, 1960lı yılların sonları, 1970li yılların başındaki “hippi mecca”dan alır. Buna rağmen günümüzdeki Goa Trance stili o zamanlardaki gibi aynı şekilde var olmamaktadır. 1970li ve 1980li yıllardaki turist akımından sonra, bir grup merkez olarak Goa’da kalmış, müzikteki gelişmelere ve müziğin yanında diğer aktiviteler (yoga, eğlenceler) eşliğinde uyuşturucu kullanımı ve çeşitli ‘New Age’ akımlarına konsantre olmuşlardır. Techno stiline giriş ve Goa Tekniği ile Goa Trance stiline dönüşmüş ve ilk öncüleri ile ‘Goa Gill’ ve ‘Mark Allen’ olmuştur. Bir çok ‘partiler’ (alemlere benzeyen eheh) ile Goa döndürülerek tamamen bu tarz müziğin içine girerek diğer ülkelerde de bu ‘alemlerde’, festival ve partilerde de çoğu zaman çalınan, Trance’ın diğer stilleri ve Techno ile birleşme sağlamıştır.
Goa, esasen ‘Dance-Trance’ müziği olarak (oluşum yıllarında Trance Dance olarak işaret ediliyordu) enerjik temposu ile, genelde hep 4/4 ve 16.dan 32. notaya gider. Türüne özgü bu sayı ile parçanın ikinci yarısında çok daha enerjik bir yapı kurulur ve sonra oldukça incelerek/ azalarak sona hızlı bir şekilde varır. Genelde 8-12 dk. arasında sürer, diğer Trance türlerine göre fark edilebilen, daha güçlü bass çizgilerine sahiptir ve canlı soundları içinde bastırma özelliği vardır.
Goa Trance partilerinin fark edilebilen, ayırt edici bazı özellikleri vardır: floresan özelliği!! Bunun kullanımı kıyafetlerde ve dekorasyonda görülebilir. Bu görüntüler genellikle Hinduluk ve diğer dini (özellikle doğu) ayinlerde rastlanan, mantarlar (ve diğer uyuşturucunun gösterdiği görüntüler) Şamanizm ve teknolojik şeyler ile ilişkili olmuştur. Goa Trance’ın İsrail’de önemli sayıda takipçisi vardır. Bunun sebebi de ‘eğlence kabilinden’, bu bölgeye gelen askerlerdir. Şimdi Goa Trance’ın büyük bölümü İsrail’de prodükte edilmektedir. Ama bu prodüksiyon ve tüketim demin de dediğim sebep yüzünden aslında global bir fenomendir.
Goa Trance etkilenmiş olarak 1990’lı yılların 2.yarısında sonra Psychedelic Trance’ a dönüşmüştür. Trance’ın diğer türlerine nazaran iki türde genellikle ticari olmayan ve pek de bilinmeyen türler olarak kalmışlardır. Goa Soundu genellikle clublarda ve Ibiza gibi eğlence yerlerinde, partilerde ve festivallerde rastlanan bir türdür. Çok kısa bir dönem için 1990lı yılların ortalarında, Paul Oakenfold da içinde bulunduğu bazı Djlerin desteği sayesinde, anlamlı bir ticari başarı kazanmıştır. ‘Adı duyulmamış sanatçı’ muhtemel Goa Trance yıldızı olmaya en yaklaşmış kişidir.
Psychedelic Trance (Psy Trance yani), Trance müziğinin bir başka türüdür ve 1990lı yılların sonuna doğru geliştirilmiştir. Trance müziğinin diğer türlerinden olan house ve technoya nazaran daha hızlı bir tempoya sahiptir (dakikada 125-150 Bpm gibi). Bu türün çok güçlü bir bass soundu vardır ve devamlılığı olan bu temposu ile diğer birçok ritme göre farklılıklar gösterir. Trance’in bu türü, İngiltere’de çok popülerdi. Ama doğru söylemek gerekirse global bir fenomendir; ve çok ilginçtir ki bir çok Amerikalı ve israilli sanatçı tarafından da temsil edilmektedir.
2002 yılında birçok Japon sanatçı, İngiliz djlerden etkilenerek bu türü kullanmaya başlamıştır. Dünyanın her yerinde bulunan clublarda ve dans pistlerinde minimalist trance, progressive trance, ambient trance ve goa trance ile beraber psychedelic trance da çalınmaktadır. Goa ve Psychedelic trance müziğinin karışımı birçok trance dinleyicisi tarafından destek görmüştür. Psychedelic trance yapan bazı popüler sanatçılar arasında Astral Projection, Space Tribe, Infected Mushroom, Atmos, Total Eclipse, Cosmusis ve Simon Postford’u sayabiliriz. Psychedelic trance genelde açık hava festivallerinde çalınan bir türdür. Bu festivallere giden kişilerin "büyük bölümü", tartışmasız, Magic Mushroom (Sihirli Mantarlar) ve LSD kullanırlar. Festivaller genellikle min. 24 saat süren etkinliklerdir.
Progressive trance’in öncüsü olarak çıkan Ambient trance’in, trance türleri arasında; hayalci, hipnotize edici, kültürlü diyebileceğimiz bir stili vardır. Genellikle Alman yapımı olup atmosferik/havadar mekanlarda epik melodik dizisi halinde ve bazen de senfonik düzenlemelere sahip bir türdür. Ticari olduğu düşünülmemelidir. Ambient Trance’deki ortak görüşe göre ünlü sanatçıları olarak ATB veya Darude’i sayabiliriz.
Zaman zaman erken acid hareketinden bazı öğeler ödünç alarak; örnek olarak “rezzy 303 leads” ve minimal perkisyonu, kendine Goa Trance’in tinsel öğelerini ilk marka olduktan sonra içine alan Ambient Trance, genelde unutulmuş ama etkileyici stili ve eğlendirici tarzı ile müzikte hep var olmuştur.
Bazen "ols school trance" olarak da adlandırılmıştır. Bunun da sebebi şimdi popüler olan daha sert tarzlara göre daha geride kalmış olmasıdır. Ambient Trance, dans müziği tarihçesinde içinde spesifik öğeler olan bir tarz olarak var olarak var olmuştur. Güncel club yönlü sesler ile ambient albüleri; Orb ve diğer ilk dans öncüleri tarafından mix yapılan, birçok prodüktörler ve Almanya ile İngiltere'deki djler sayesinde dikkat çekmeye başlamışlardır.
1990ın ilk yıllarında Alman müzik adamı Harold Bluchel (Aka Cosmic Baby) klasik piyano ve synthesizer melodileri ile deneme yaparak techno ritimlerine kontrast oluşturmuştur ve 1993 yılında, günümüzdeki en popüler trance şarkılarından olan “Cafe Del Mar” (Energy 52) ortaya çıkmıştır ve bu şarkı günümüzde hala mixlenmektedir.
Şimdi veya daha sonrası içinde Trance’ın belki de en verimli figürü olarak söyleyebileceğimiz isim Oliver Lieb’dir. Sayabileceğimiz diğer isimler ise; Paragliders, The Ambosh, Spice Lab ve LSG’dir.
Lieb, 90lı yıllarda neredeyse bütün trance prodüksiyonlarını remixlemiş ve bugün bile çalışmalarına devam etmektedir. Albümleri çoğu tarzı kapsar; tribal etnik fusion'dan spacey trance'e, techno'ya kadar. Lieb, Paul Van Dyk gibi isimler trance müziğinin tanrısı sayılırlar. Böyle düşünülmesini sağlayan çok fazla sebep vardır neden çünkü, bu kişiler sayesinde tazr hala çok güçlü ve önemli olarak dünya dans kültürü içinde var olabilmektedir. (God bless ehehe)
Bütün tarzlar gibi, Ambient Trance de 90lı yılların ortalarında değişimler göstermeye başlamıştır. Artık daha sert ve daha progressive bir sounda sahiptir. Ama bunun yanında bir çok prodüktör hala aynı şekilde “intelligent trance” ile aynı çizgide devam etmektedirler. Bunların arasında Humate, Salt Tank, Lieb ve Paul Van Dyk da vardır.
Bir çok dans müzik hayranı; Trance’ın ilk ve 90lı yılların ortalarına kadar olan dönemdeki en güzel ve en esaslı albümleri (good old days) hala günümüzde hatırlanmaktadır.
Proggressive Trance ise “euro trance’dan” daha derin bir niteliğe sahiptir. Daha derin bir eğilimi olup ama daha az bir ticari anlayışa sahiptir. Genellikle 130-140Bpm den daha yavaştır ve içinde çok çeşitli soundları barındırır. Bir çok progressive renk ile breakbeat ve tribal techno soundunu kullanır. Progressive müzikteki bu ayrım Euro trance’dekinden çok daha incelikli olup hiç bir zaman “uplifting” olmamıştır.
Progressive müzik daha ince bir yapı ve düşüşler ile dj tarafından tüm gece icra edilir ama bunun yanında Euro müzik ise kendi düzeninde inşa edilmiştir. Son zamanlarda birçok progressive tarz örneği albüm daha derin tribal soundlara ve “break”lere sahiptir. Bu daha çok “progressive house”olarak adlandırılır.
Geleneksel Trance soundu içinde, başlığından da anlaşılacağı gibi, Acid ve Techno’a göre daha sert ögelere sahip bir türdür hard trance.
Tempo genelde 145-155 arasında yükselen davul vuruşları ve bass ile clubbing dinleyicisine odaklanır.
11 Ocak 2010 Pazartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder